15 Temmuz 2013 Pazartesi

KÜÇÜREK (MİNİMAL) ÖYKÜ NEDİR?

Edebiyatın pek bilinmeyen türlerinden biri olan Küçürek Öykü ya da minimal sözcüklerden bir öykü yaratmak üzerine bir forumda (edebiyatogretmeni.net) karşılaştığım Küçürek Öykü diğer adıyla Minimal Öykü hakkında Metin Kaynaroğlu imzasıyla yayımlanan yazıyı sizinle paylaşıyorum.

“Bu kadar kısasını ben de yazarım.” diyebilir belki okuyucu. Kısa metinlerin yazılmasının daha kolay olduğu düşünülür bazen. Bu yanılgı şiirde çok yaşanır özellikle. Hele “sanata” veya “biçime” ilişkin estetik kaygılardan uzaklaşmış şiire karşı yazma ilgisi çok yaygındır. Sözcükleri alt alta sıralamak, zaman zaman da uyaklar yaratarak şiir yazımını bir yere getirmek, yeterli sanılır. Oysa, bazen bir tek sözcük içine sıkıştırılmış ne anlamlar yüklenmelidir şiir ya da kısa öykü yaratmak için.

Küçürek öykü şiire dönüşmez
Bu yüzden küçürek öykü aslında minimal sözcükle en kapsamlı anlamlandırma işi diyebiliriz. Ancak bir öyküde bulunması gereken genel geçer kurallar bu öykü yazın biçiminde de yer alır. Küçürek öykü ile şiir arasında bu anlamda ciddi farklılık vardır ve hiçbir küçürek öykü şiire dönüşmez. Çünkü şiirde çok kullanılan imgeleme, öykünün asla bel kemiğini oluşturmaz. İmgelemelerden oluşan bir öykü özellikle küçürek öykü olamaz. Bu cihetle şiirde uygulanan sanat biçimleri her kelimenin yerine geçen ya da geçebilecek anlamlandırma işi, küçürek öyküde yapılmaz. Şiir bir anlamda kelimeler (sözcükler) topluluğudur. Çünkü; bir kelime ile şiir anlamlandırılabilir. Ancak öykü izleği kelimeye indirgenemeyeceğinden izleği anlatabilecek cümleler kurmak ve yapısını bununla oluşturmak zorundasınız. Şiirde bir kelime çıktığında şiir çatısı çöker, küçürek öyküde bir cümle ya da izleğe uyan ve anlamlandırmaya etki edecek sözcük çıktığında öykü çöker. Her iki yazın disiplininde de sözcükler ve cümlelerin oluşturulması önemli bir yer tutar. Hem öyküde hem de şiirde bu yüzden aynı anlamlandırmaları içine kapsayan sözcük tekrarları yapılmaz. Amaç en az sözcük ve cümle ile en çok anlamlandırmayı sağlamaktır.

Küçürek öyküyü okuyucu anlamlandırır
Küçürek öyküde, anlamlandırma şiirdekinden daha net ve kesin olmalıdır. Şiirdeki gibi acabalara yer olmaz. Bütün öyküde acabalar yerini “şu veya bu olmalıdır” a bırakır. Küçürek öyküde okuyucu öyküyü bitirdiğinde anlamlandırma çabasını genişleterek ama bir kesin anlamlandırma içinde sürdürmeye devam eder, ta ki tatmin oluncaya kadar.

Küçürek öykünün yapısı
Küçürek öykü en az (minimal) cümlelerle, anlamlandırma yapan metinlere diyebiliriz. Bu yüzden küçürek öykü bir anlamda, anlamı “sıkıştırılmış” ve öykü içine depolandırılmış metin de denilebilir. Küçürek öykünün başarılı olması; sıkıştırılmış bu metnin çok katmanlı okuma olmasında yatar.
Bu ayki “Tematik” etkinliği içinde iki küçürek öykü yer alıyor. Küçürek öykü çalışmaları için son derece umut verici çabalar bunlar.
Ölümyek Ağı "Olmaz'' dedi, din görevlileri, ''naaşı yıkanmaz, namazı kılınmaz..." 
Bu öykü; anlamlandırmanın son derece iyi bir şekilde sıkıştırılmış olmasına ve çok katmanlı bir anlamlandırmaya dönüşeceğine güzel bir örnek olarak çıkmaktadır karşımıza.
Başlığı bir tarafa bıraktığımızda, öykünün bütün yazılmış kısmını okuduğumuzda bir hikayenin varlığını hissedebiliyoruz. Bu cümle ile biz aslında öykünün son bölümünde oluyoruz. Yani, naşı kaldırılacak ölen kişinin varlığı ve çok katmanlı düşünmeye bizi itecek olan din hocalarının sözleri.
Diğer bir küçürek öyküde de aynı şekilde algılıyoruz öyküyü. Tesadüfen bu öyküde de öykü kahramanı ölümle yüzleşiyor. Ancak iki öyküde farklı sıkıştırılmış anlamlar yüklü.
O öyküde şöyle:
“Günlerdir ateşi vardı. Oturamıyor, yiyemiyor, ilaçlarını bile yutamıyordu. Oysa yattığı yerde inanılmaz güzellikler vardı. Yemyeşil ağaçların arasında akan suyun başında, çiçek kokuları içindeydi. Başını çevirdi, yanında, ne zaman geldiğini duymadığı biri oturuyordu. Saçları başında taç gibi ışıldayan, yumuşak bakışlı, hatlarından genç mi yaşlı mı olduğu ayırt edilemeyen biri. "Burası neresi?" diye sordu. "Senin gideceğin yer" dedi güzel insan. "Ne zaman?" Gülümseyerek elini uzattı diğeri. Düşünmeden, elini uzanan avuca bıraktı. Öte yanda çenesini bağlıyorlardı.” 
Din bir toplumun en önemli sosyal parametresidir. Onun içinde yer alan her figür bizde çok katmanlı anlamlandırmalara sebep olur. Bu öyküde bu figürler; bir ölen insan ve diğeri de din hocası ya da melek olarak tezahür etmiştir. Öykü yazarlarının dine bakış açıları ise, bir birinden farklı ve ayrı pencerelerden bakılarak yapılmış olduğunu bize göstermektedir.

İlk öykünün çağrıştırdıkları
İlk öyküdeki din hocalarının konuşup karara bağlıdıkları şey; bir toplumsal ve dini yargıdır. Bu yargı bizi toplumsal bilgilerimizle yüzleştirir. Çünkü öyküyü anlamlandırma ve kavrama işini yapma sürecinde bu önemlidir. Musalla taşında yatan ölü kişinin hikayesi tam da burada başlamaktadır. Dini vecibelere göre ölen kişinin cenaze namazının kılınmaması birkaç şarta bağlıdır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi ölen kişinin intiharı ve az bir ihtimalle dinsiz olmasıdır. Yargının kesinliği bize toplumsal bir bakış açısının da varlığını ortaya çıkarmaktadır. Okuyucu burada hala çok katmanlı eleştiri sürecine girmemektedir. Çünkü ölen kişi bu öyküde yoktur. Yazarın başlık cümlesi olarak oluşturacağı yer burasıdır. Öznesiz bir öykü olmamalıdır. Çünkü öykü içinde bir karakter ve ona ilişkin bir hikaye saptaması yapmalıdır yazar bize ki, biz okumamamızı daha ileri noktalara taşıyalım. İntihar eden kişinin cinsiyeti önemlidir mesela, ayrıca hangi sebepten intihar edebileceği de…
Bu bir “töre” intiharı olabilir pekala ve de biz bir genç kızın bedeninde hem intiharını hem de din adamlarının bu katı kuralcılığını sorgulamaya başlayalım. Ve de bu öyküyle o çok katmanlı aşamaya taşıyalım öyküyü anlamlandırmamızı…

İkinci öykü yaşam ile dönüşüm arasındaki dönüşüm
İkinci öyküde ölümün sessiz ve aniden gelişine rastlıyoruz. Yaşam ile ölüm arasındaki dönüşüm kesin ama bir o kadar ürütücü olmaktan uzak olarak sunulmuştur bize. Dini figürlerle toplumsal yargılarımızı hemen çağrıştırmaktadır bize bir diğer öyküdeki gibi. O eski ortaçağdan kalma bir elinde tırpan Azrail figürü yerine munis , insanlara şefkatle davranan, insanları seven bir Azrail (melek) figürüyle karşılaşırız bu öyküde. Yazarın ölüm karşısındaki duruşu, bizi ölüm üzerine yeniden düşünmeye itecek çok katmanlı bir anlatıma itmektedir. Ölüm gerçekte insana huzuru ifade edecek türden bir dönüşüm süreci midir?.. Yoksa öykü karakterinde gizlenmiş ve kahramanının sadece dünyaya bakış açısıyla sınırlı kalmış yaşam biçiminin bir dönüşümümüdür?.. Bu soruların cevabı elbette biz okuyucular olarak nerede tatmin olacağımıza bağlı olarak sürecektir.

Kahramanlarımız ölüyor
Belki de maalesef diyebileceğimiz bir şekilde her iki öyküde de ölen kahramanlarımız belirgin değildirler. Her iki öyküde de ölen kişilerin toplumsal ilişkiler içindeki yeri ve konumu belirsizdir. Bu yüzden iki öyküde de hem “ölüm” hem de “yargı” kısmında daha felsefi bir anlamlandırma çabasına giremiyoruz. Bu yüzden din hocalarının yargısı bir tür yargısız bir dini davranış biçimi midir?... Yoksa din kitaplarında insanın kendi bedenine asla zarar vermemeli gibi aynı zamanda çok katmanlı olacak bir başka felsefi çatışma sürecini mi içerecek belli değildir.
İkinci öyküde ise “Cennet’miş” gibi tasviri yapılan kısım daha “estetik” kaygıları içerebilmelidir. Mesela yazar hem halk şiirinde, hem bizzat kutsal kitaplarda yapılmış bu türden “güzel yer” kavramına ilişkin örneklere gönderme yaparak bu türden kalıplaşmış ve tekrar edici cümleler yerine biraz da “metinler arası” teknikten de yararlanarak biçimsel olarak daha etkili bir metin oluşturabilirdi.

İki öykünün farkı
Okuyucu her iki öyküde de yazarın din karşısındaki duruşunu irdelemek istemektedir. Birincisinde toplumsal baskıyı içerebilen “olumsuzlama” yakalanırken, diğerinde ölümün bir melek yardımıyla cennete gidiş biçiminde ifadesiyle “olumlama” görülmektedir. Birincisin de; din toplumsal ilişkiler içinde konumlandırılırken diğerin de ise din bireysel bir inanç ilişkisi içinde yerini almaktadır.
Metin Kaynaroğlu

Küçerek öykü türü hakkında Mutlu Deveci ve Ramazan Korkmaz tarafından kaleme alınmış Türk Edebiyatında Yeni Bir Tür Küçürek Öykü adlı kitabı buradan inceleyebilirsiniz.

TDK Sözlüğü
Küçürek: (sıfat) Biraz küçük
"Bu ismin sebebi de küçürek meydanın ortasında, yeşile boyalı, tahta çıkrıklı bir tulumbanın bulunması."
Sermet Muhtar Alus
- See more at: http://merakli-kedi-yazarlik.blogspot.com/2013/06/kucurek-oyku-nedir-minimal-oyku.html#sthash.8noP6WxT.dpuf